Şub 07
Naber? Senden de iyilik. Burada yeniysen, RSS aboneliğiyle güncellemerden haberdar olabilirsin. "RSS de nedir?" dersen, şuna bakmalısın.
Mahallelerde böyle amcalar vardır hep. Ufak çocukların kavgasını ayırırlar. Kavga eden her iki çocuğa da birar tokat atıldıktan sonra mission accomplished diyerek oradan uzaklaşırlar.

Şub 03

Sevmekle “sevmeyi sevmek” arasında oldukça fark var. Sevmeyi sevmenin sebebi, birinin onu sevdiğini bilmesiyle o kişinin de seni sevmesi yoluyla, "sevilme"yi elde edebilmektir(gözlem). Çıkar sevmesi yani. Çoğumuz, seni sevmeyi seviyoruz çünkü, bunun senin de bizi sevmeni sağlayacağını biliyoruz(muhtemel). Evet, sevilmek hoşumuza gidiyor.Senin tarafından sevilirken, salyalarımızı halıya akıtmama konusunda problemler yaşasak da… daha fazlasını istiyoruz. Vir onu bize! Vir!
Bir kedi var evde. Onu ilginçleştirme çabasında değilim ama… Kedi olduğundan şüphelendiğim zamanlar da yok değil. Elinden geldiğince, dişini tırnağına takarak “karın tokluğuna” kedilik yapıyor. Emekçi kedi. Genç yaşı sebebiyle de bir hayli isyankar. Ama asla nankör değil. Yemek/Kedilik eğrisini savunan bir iktisadi ekolün takipçisi. Ona yemek vermeyi reddettiğimde “özlük haklarını geri isteyen” protestolarından onu alıkoyabilecek herhangi bir hukiki ya da hukuki dışı otorite bulunmadığına inanıyor ve bizleri de buna inandırıyor. Onu kedi yapan ve insanlardan ayıran en önemli özellikleden biri ise “sevmeyi sevmiyor” olması. O sadece “sevdiğini” seviyor. Ondan öğreneceğimiz çok şey var. Yaptığmız mokun üstünü örtmek gibi.
İlaveten:
Ankara’ya geldikçe, çok sık olmasa da tiyatroya gidiyorum. Devlet Tiyatroları’ndaki oyunlar, genelde verdiği mesajlar ya da tür bakımından birbirlerinin aynısı olsa da zaman zaman güzel oyunlar da sahneleniyor.
Eğer Ankara’daysan şu aralar gösterimde olan “Geç Kalanlar” adlı oyunu izleme fırsatını kaçırma. Şinasi Sahnesi’nde oynanıyor. Oyunculuk ve –biraz tanıdık olmasına rağmen- senaryo harika. İzlemelisin. Ayrıca New York, I Love You adında bir film de izledim. Ülkede vizyona girmeyecek galiba. Bulursan onu da izle. Öyle.

Oca 23

Boğazın ağrıdığında senin de çok konuşasın geliyor mu? Hani sesinin farklı çıktığı zamanlarda… Daha çok konuşmak istemiyo musun? Senden çıkan ve duymaya alıştığın o ses eskisi gibi olmadığında yenisini duymaktan kendini alamadığın için, hiç olmadığı kadar çok konuşmak var ya… Olmuyo mu öyle?
Boğazımın ağrıyıp da sesim çok farklı çıktığı zamanlarda daha çok konuşamamın bir sebebi var. Etrafımda kimse olmasa bile kendi kendime söyleyecek bir şeyleri mutlaka bulabiliyorum: "Aaa masa burdaymış, ne güzel". Kendi sesimden artık tiksinmiş olduğum için olmalı ki… yenisini boğazım iyileşene kadar dinleme isteğim karşısında gevezeleşiyorum.
Kendisi için, o bizimle birlikte olmadığında "hı o mu?… onun psikolojik sorunları var" denilen insanla oturup sohbet edesim geliyor. Boğazım yüzünden sesim çok farklı çıktığında bin bir türlü şeyi sabaha kadar bıkmadan konuşurum ben bu insanla. İkimiz de kendimiz olamadığımız ya da olmaktan nefret ettiğimiz için belki de…

Ara 03
Şöför, oturuyor olduğum halde “çocuk oturuyor mu?” diye sorduğunda, çocuğu olduğum sanılan kadının bakışları gözmün önünden gitmiyor. Dehşete kapılmıştı. Bir an bu ihtimali ikimiz de ciddi ciddi düşündük. Ama ne o beni kabullenebildi, ne de ben onu. O gün oturuyor olduğumdan kimsenin kuşkusu yoktu ama kime ait olduğum dolmuş içerisinde tartışma konusu olmaya bir hayli müsait duruma geldiğinde benim için “müsait bir yerde” inmek “müsait bir zaman”dan başka bir şey değildi. O yıllarda şöförler Ankara’da, çocukların oturup-oturamayacağını tartışıyorlardı. “Ücretini gönderemeyen var mı?” sorusu ise daima havada kalmıştı. Bir gün bir kadının “ben ücretimi gönderemiyorum” demesi bile buna engel olamadı. O dolmuş son durağa ulaştığında dolmuşun içinde sadece iki kişinin kalmış olması kaçınılmazdı: şöför ve kadın. Bunun üzerine “Son Durak” adlı film vizyona girdi. Dublajlıydı.


“Eski”ye sahip olacak kadar büyüdüğünde, eski yılları hatırlatıyormuş her şey. Hayatının büyük çapta değişiyor olduğu dönemlerde, eskiye ait ufak çaplı görüntüler geliyormuş hep aklına. İşte bu ufak çaplı “geçmişe ait görüntüler”, öleceğin an gözünün önüne gelen “film şeridinin” fragmanıymış aslında. Ve sen her “ufak çaplı bir görüntü”yle bir parça daha ölüyormuşsun, o film vizyona girene dek… yavaş yavaş.
Şimdiyse… Bu minik şehirde televizyon karşısında yalnız başına mandalina yiyorken buluyormuşsun kendini. İnsanların “bayram” olarak adlandırdıkları bu farklı günün akşamında baya baya huzur dolu bir insan olmayı başarabiliyormuşsun. Eski günlerdeki gibi, güzel de bir film denk gelmişse, o reklamlar bile katlanası olabiliyormuş. Dublajlı olmasına rağmen… “Tek kişilik aile saadeti”ni kısa bir süreliğine de olsa elde etmenin formülüymüş eski anılar; eğer onlara sahip olacak kadar büyümüşsen…
Elizabeththown filminden: “Hayatta kalma ağacı. Dünyada en sevdiğim ağaçtır. Ve ben ağaçları çok severim.”

Kas 29

Geçmişten günümüze baktığımızda… Eskiden Altın, rezerv para(global, elde tutulmak istenen para) olarak kullanılırken, daha sonra Dolar rezerv para konumuna geldi. Avrupa Birliği ise 96‘dan sonra Doların bu hamlesine karşı kendi ortak rezerv parasını yaratma girişiminde bulundu ve üye ülkeler “Euro” adındaki para birimini piyasalarında etkin bir şekilde kullanmaya başladılar. Yayılan Kapitalist düzenin etkisiyle önemini bir hayli yitirmiş olan ulusal piyasaların küresel piyasalara yüksek miktarda dahil olması sonucu doğan Küreselleşme’nin etkisiyle, Ulusal Piyasa’lar Euro’yu görmezlikten gelemezdi. Bu nedenle bu parayı bulundurma ve bir değişim aracı olarak kullanma gereksinimi duydular. Bunun sonucunda ise Euro’dan da rezerv para olarak bahsetmek mümkün oldu
Şuan Dolar başta olmak üzere iki adet rezerv para bulunmaktadır: Dolar ve Euro. Son yıllarda ise yeni bir rezerv paranın daha doğduğuna tanık olmaktayız. Avrupa Birliği’nin bu parasal atağından haz alan öğrenci kitleleri(yerli malı), global piyasaları ele geçiren Dolar ve Euro‘nun karşısına kendi para birimleriyle çıkmaya hazırlanıyorlar: Boş bira şişesi!
Çevrenizde bir çok, “boş bira şişesine menkul kıymet muamelesi yapan öğrenci” görmeniz mümkündür. Evvelinde 20 kuruşluk depozito ödediği bira şişesini yastık altına koyarak 25 kuruş olmasını bekleyen ve ciddi kazançlar elde etmeyi uman yeni bir kitleyle karşı karşıyayız. Bu konu hakkında öğrenciler arasında zaman zaman spekülasyonlar dahi oluşmakta.
Not: Bir “bitirme tezi” yazıyor olsaydım bu denli tez bitirebilirdim. Çabıcak. Gereğinin yapılmasını arz ederim. Amen!
