Haz 13

İyilik, senden?

İsmini vermek istemeyen bi tane Emel, bi süre önce yurt dışına çıkmış ve orada katıldığı bir konferansta çok ilginç şeylere rastlayınca onları foğtoğraflayıp bana göndermişti. Aşağıda o fotoğraflardan biri var, ilgönç. Diyodu ki…

"Japonlarda temizlik ve tuvalet bi takıntı boyutundaymış.  Bu takıntıları yüzünden çocuklar ilkokulda herkesin içinde öğrtmenden izin isteyip tuvalete bile gitmeye utanırlarmış. "Mış" diyorum ama gerçek. Bunun aslında sağlıklı olmanın şartı, herkesin yaptığı bir şey olduğunu aşılamak için  kitaplar yazmışlar çocuklara.  Ayrıca öğretmenler gün gün çocukların kaka günlüğünü tutuyomuş. "Bugün şu saatte gitti tuvalete, kıvamı şöyleydi" falan filan gibi.  Ekteki fotoları ekleyip ailelere veriyolarmış işte.  Ayrıca altın kaka figürü (Japonlarda mıııııı, başka biyerde miiii unuttum) iyi şans, güzel gelecek sembolüymüş!

Tüm bunnarı Almanyada katıldığım çocuk kitapları konferansında anlattı Japon bi araştırmacı, slaytlarla filan. Fotoları çektim ben de laptop ekranından.  Senin özel ilgi alanın diye düşünerek gönderiyim dedim :D "

Öyle işte. Naber? Severiz biz Emel‘i, ismini vermek istemeyen, hunharca, umarsız.. :)

May 13

Son zamanlarda yaptığım yolculuklarda verdiğim ani kararların etkili olması sebebiyle bilet bulmakta zorluk çekip, şehirlerarası otobüslerin ya en ön ya da en arka koltuklarında seyahat ettim. Kimi zaman şöförün tepesinde saatlerce yolu seyrettim, kimi zamansa kuş uçmaz muavin geçmez numaralı koltuklarda zamanı geçirmenin yollarını aradım.

yolculuk, ucak, otobus54 horlamayan insanla birlikte sürdürülen bir otobüs yolculuğunda ve gecenin sabaha ulaşma gayretinde olduğu vakitlerde otobüsteki dört ufaklıktan birinin, yaşının ufaklığına rağmen yaşanmışlıklara dikkat çekercesine dile getirdiği isyankar haykırışları ve yürekleri sızlatan çığlıklarıyla uyandırdığı insanların sersem sersem sağa sola bakışmalarını seyrettim. Susması için sürekli su verilen bu ufaklığın ancak midesinin hacmi kadar susabildiğini farkettim.

Sıcaklığın insan sağlığını tehdit eder duruma geldiğinde, başımızın üstündeki çiftli soğutucudan bana ait olanını uyuyorum sandığı bir vakitte kendine doğru çevirmeye kalkışan yanımdaki adamla göz göze geldiğimde, elini yavaşça eski yerine koyarken bencilliğini mahcubuyetiyle gizlmeye çalışmasına tanık oldum.

Yolculuk sırasında uyuyamayan, uyusa bile uykusu 15 dakikayı geçmeyen biri olarak yapılacak en iyi şeyin müzik dinlemek ve bir şeyler okumak olduğunun farkındalığıyla yanıma aldığım kitaptan bir süre sonra sıkılmamla birlikte otobüs firmasına ait bir dergiyle iki saati geçkin bir süre boyunca sevişmenin hüznünü yaşayıp, mola verilecek yere bir an evvel ulaşmayı diledim.

KPSS’yi kazanma teleşıyla koltuğuna oturur oturmaz eline test kitabı alan bir kızın, henüz tanıştığı yanındaki yaşlı teyzeyle yaptığı sohbetin saatlerle ifade edilebilir boyuta gelmesi sebebiyle “kuşak çatışması”nın geçerli olmadığı nadir yerlerden birinin de sıkıcı otobüs ortamı olduğuna karar verdim.

Her defasında olduğu gibi, otobüsle yolculuk etmenin çok boktan bir olay olduğunu düşünürken şunu söyledim: “bir sonraki yolculuğu trenle yapıyorum”.

Sanki o çok boktan olmayacakmış gibi gelmişti bir an…

Şub 12

suicideNeden biri kendi bacağını testereyle keserken, onu izlediğinde senin de bacağın kesiliyormuşcasına şekilden şekle girersin (Saw’da böyle bir sahne vardır mesela)? Neden biri ağladığında, bazen senin de duygulanmana sebep olur ve sen de onunla birlikte ağlarsın? Ya da… Uçurumun kenarındayken ufak bir kıpırdamayla düşmesi muhtemel olan birini gördüğünde, neden senin de “dizlerinin bağı çözülür”? Hiç düşündün mü?

Cevap: Çünkü sen de “ayna nöronlar”a sahipsin.

Bugünlerde okumuş olduğum Adam Fawer’ın Empati adlı kitabında senin de muhtemelen sahip olduğun “beyne” dair ilginç bilgilere rastladım. Adam Fewer’ı duymuşsundur belki. Daha önce de Olasılıksız adında bir kitap yazmıştı. Bahsedeceğim bu şeyleri “kendim mi anlatayım, yoksa kitaptan olduğu gibi mi aktarayım” kararsızlığını yaşarken, benim anlattığımdan bi bok anlamayacağını düşündüğüm için kitaptan yazmaya karar verdim.  Ama sonra da, “Ohhoo, kitaptan olduğu gibi aktaracaksam, o zaman bundan sonra gelsin bu bloğu da Adam Fewer yazsın” dedim. Ve son olarak hem kendim yazmaya, hem de kitaptan alıntılamaya karar verdim.

Not: Bu yazı için “spoiler” denen olay söz konusudur. Fakat aşağıda bahsedeceklerim hikayenin heycanından pek fazla şey götürmeyeceği içindir ki…  oku,yaratan rabbinin adıynan, oku! Şühesiz ki bu “spoiler” bizler tarafından sakıncasız olarak indirildi(Nediyo le bu? Di mi?). …devam »