İyilik, senden?
Hiç bir şey yapmasan bile günde 10 bin beyin hücresi kaybediyosun. Bu oran 60-70 yıllık bi beynin sahip olduğu toplam hücre sayısının sadece %5‘i değerinde. Aslında "hücre yenilemesi" gibi bi durum sürekli olduğu için çok da bişey kaybetmiyosun gibi. Hem sen bunlardan milyonlarcasına sahipsin. Harca harca bitmez. Ama her beyin hücresinin ölümünden sonra, yerine yenisi geliyor olsa bile, eskisinin beraberinde götürdüğü, hafızada tekleme, öğrenmede zorluk çekme gibi durumlar da var(pek alakalı olmasa da, CD üzerindeki çizik yüzünden yaşanan veri kaybı gibi düşün). Mesela ben, senin yüzüne çok ciddi bi sıfatla bakıyoken, "kafama vururun ama canım acur yer misin?" diye anlaşılması güç bi cümle kurarken senin buna anlam vermeye çalışmanla beyin hücrelerinden telef olan en az 250 tanesinin faili olabilirim. Oysa kafana fiili olarak vursam 100 bin tanesi falan ölür. O yüzden.. Ayinesi çiştir kişinin, boka basılmaz. Lafla peynir gemisi yürümez gibi.
Bu atasözünün önemine dikkat çekmek için beynini kurcalıyor olmaktan dolayı çok mutlu değilim aslında. 250‘ye selam. Ama çok önemlidir bu atasözü. Bu adamlar(atasözcüsü) bi konu hakkında ortak bi yargıda birleşerek bir sözü meydana getirip bizlere ulaşmasını sağlarken harcadıkları onca %5, hiç boşuna değil. Özellikle birini, ya da en azından kendini ikna etmeye çalışıyoken bu sözler senin için biçilmiş kaftandır. Ben de bunun farkındaydım tabiki. Bana bir sınavın çoook çok öncesinden ders çalış demeye başlayan aile bireyinden birine “bence ben şimdiden çalışırsam hızlı giderim, seyrek düşürtürüm. Sonra bende azimle taşı delecek isrikrar da olmadığı için, bence yumurtayı bekleyelim” dedim. Bolca atasözü serpiştirilerek zenginleştirilmiş bu uzun paragraflar muhtemelen yine etkisini gösterecekti. Atasözlerinin bu müthiş albenisine karşı koyamamaktan ziyade, büyüklere saygısızlık noktasında da kimse itiraz edemezdi, çünkü onları da arkama almıştım. O da bu sözlerin iştihamına kapılıp hemen ikna oldu. “Heee…” dedi, “…haklısın. Biraz ağırdan al o zaman sen” diyerek onayladı beni. Hatta onaylıyorken bile bi adet Ata‘nın, o yorgun sesiyle beni desteklemesine müsade etti: "taşıma suyla değirmen dönmez(zorla güzellik)". Daha önceden de bir çok kez yapmış olduğum gibi, tabiki ağırdan alacaktım. Hayatım böyle geçiştirmecelerle doludur benim. Hızlı başlarsam seyrek düşer, ağırdan alırsam hiç düşmezdi. Yumurtanın göte geldiği noktada ise vurgulanması gereken şeyi şöyle telaffuz ediyordum: “Sıçtık!”.
Kepimiz mezuniyetiz! Mezun olmuştum. Her yeni mezun kişi muhtemelen öncelikle bocalamak maksadıyla "sıçar". İşte sıçtığım noktada yine aklıma gelen ve herkesin duyması için haykırdığım atasözü oydu: "Ayinesi çiştir kişinin, boka basılmaz". Üzerinde çok durulmaması(en azından basılmaması) gereken bişeydi çünkü bu. Kariyer delisi değildim. Ama henüz ilkokuldayken bile gazetelerin İK eklerini kurcalayan biri, her mezuniyetinin ardından çeşitli kaygılar yaşar. Kariyer kaygısı değil. Gelecekte, yeni bi dönemde neyin olacağını bilmemenin kaygısıdır yaşanan. Yine yaşadım. Ve yine atasözlerine sarılmaya başlamıştım. Karagün için sakladığım akçelerin tükenmesine az kaldığında, kimse hesap sormasa bile, "laf bunlar, ilerde ne işler yapıcam ona bakın" diye söylenirken o yorgun sesi(ata) tekrar tekrar işitiyordum: "Dert edip içine atma bunları genç, damlaya damlaya göd olursun". Kötü manasında.
Geleceğe yönelik oldu. Geleceği umrsamamak mümkün değil. Kendiminkinden bahsediyorum. Bi çok şeyi umursamıyo olmayı isterdim. Olmadı. Yukardaki şarkıyı çalan adamlara çok özendim mesela. Bu şarkının bu yazıyla da hiç bi alakası yoktu oysaki. Aralara bolca bişey serpiştirirken o da yer alıcaktı. Dinlensin istiyodum. He bi de.. "Herşey" harbiden ayrı yazılırdı. Yazılan her neyse işte.






