İyilik, senden?

İş işten geçtiğini, artık elden bir şey gelmeyeceğini ve uğraşmanın süregelen zamanda gereksiz olduğunu vurgulamak amacıyla kullanılmış bir söze malzeme olan ve içerisinde yer alan herhangi bir şemsiyenin kati suretle(?) açılmayacağı iddia edilen vefakâr organlarımızdan bana ait olanının üstünde boş boş oturuyorken akla çok ilginç fikirler gelebiliyor(popo demek çok kaba olurdu).
Düşünüyorum da (yine onun üstünde oturuyorken)… Bu fikirlerin büyük bir kısmı da tuvalet gibi, vaktimizin küçük bir kısmını geçirdiğimiz sanılan yerlerde aklımıza geliyor. Doğrudur. Kimi iyi fikirler bu gibi yerlerde akla gelir. Bunu çoğu kişi söylüyor. Sen bile. Oysa ben bunun bana has bi durum olmasından yanaydım. İnsanlık adına. Kanun namına.
Araştırması nasıl yapılmıştır bilmiyorum ama yıllar önce bir yerlerde okuduğuma göre, ortalama yaşam süresine sahip olan bir insan, ömrünün 4 yılını tuvalette geçiyormuş. Bu koskoca 4 yıl düşünmek için bile oldukça fazla…
Kim bilir ne dahiane fikirler sırf orada akla geldiği için “boktan” olarak adlandırıldı. Kim bilir kaç tanesinin üzerine sebepsizce sifon çekildi? Kim bilir?.. Benim de içerisindeyken aklıma gelmiş çok mucizevi fikirlerim vardı fakat hepsini geride bıraktım. Çünkü onu gördüğünde “böee” diyordun.
Not: Şuan üzerine sifon çekmediğim fikirlerimi okuyorsun. "Kim bilir?.." diyerek merak uyandırdıysam… Artık sen bilirsin. “Bu işlerden sen sorumlusun” gibi.
İlaveten: Güzel şarkıları kötü günlerinde kusana kadar dinledikten bi süre sonra o kötü dönemin şarkılarını tekrar dinlemek istediğinde uzuuun uzun süre dinleyemiyorsun ya… İşte bu çok berbat. Yıllar sonrasında tekrar dinlemeyi başardığında da yüzünde bir tebessüm oluşuyorsa ne mutlu. Oluşturmuyorsa ne kötü. Kalıplarımız bunlar.
Ayrıca: Before Sunrise ve Before Sunset adlı filmleri belki bilirsin. Yıllardır bu güzel filmlerde kendimden çok şey bulduğumu ifade ederdim ama bunların neler olduğunu sorsalar söyleyemezdim. Yine söyleyemem ama şu diyalogda yer alanları buraya yazarak daha hatırlanası yapmayı planlıyorum(ya da egomla oynaşıyorum). Şöyle:
Benim için olayları eskisi kadar romantikleştirmemek daha iyi. Sürekli çok acı çekiyordum. Hala bir çok hayalim var ama aşk hayatımla ilgili değil. Bu beni üzmüyor, sadece böyle.
–Bu yüzden mi hiç ortalıklarda olmayan biriyle birliktesin?
Evet, belli ki bir ilişkinin günlük hayatıyla başa çıkamıyorum. Evet, birlikte heycan verici anlar yaşıyoruz. Sonra gidiyor, onu özlüyorum ama en azından içten içe ölmüyorum. Birileri sürekli çevremdeyken boğuluyorum.
–Dur! Az önce sevmeye ve sevilmeye ihtiyacım var dedin.
Evet, ama öyle olduğunda midemi bulandırıyor. Kendi başımayken gerçekten çok mutluyum. Yalnız olmak bile bir sevgilinin yanındayken yalnız hissetmekten daha iyidir. Romantik olmak benim için o kadar kolay değil. Öyle başlıyorsun ama bir kaç kez bozguna uğratıldıktan sonra aldatıcı fikirlerini unutuyorsun ve hayatına giren şeyi kabulleniyorsun. Bu doğru değil, ben bozguna uğratılmadım. Sadece çok can sıkıcı ilişkim oldu. Kötü değillerdi, beni seviyorlardı ama gerçek bir bağ veya heycan yoktu. En azından benim tarafımda.
Son cümle ağır oldu sanki. : )
Fot: Grawrrr Grawr Grawrrrr by ~basiliscglance






Into the Wild(Yabana Doğru) adlı kitabın arka kapağından bir kesit okudun. Aslında Into the Wild, Jon Krakauer tarafından 1996 kitaplaştırılmış gerçek bir hikaye. 2007’de ise Sean Pen tarafından, Eddie Vedder’ın müzikleriyle filmleştirilmiş. Ve… Haziran 2009’da ise Siren Yayınları taradından Türkçeleştirilip satışa sunulmuş.
Uyandığımda hava kararalı çok olmuştu. Pencereden sokağa bakıyordum. Kalabalıktı… Sanki o kalabalığı oluşturan insanlar birer oyuncuydu ve o an ki rolleri sadece bu kalabalığı yaratmaktı. Her biri “küçük bir oyunda önemli bir kişi”ymişcesine sokakta egolarını şişiren adımlarla ilerliyordu.
Onu uyandırmadan kafasını altına bir yastık yerleştirip, üstüne üşümemesi için bir şeyler örttüm. Hava aydınlanmıştı ve sokak, sessiz gecenin ardından eski kalabalıklığına en niyahayetinde kavuşmuştu. Kapıyı açtım, arkama dönerek ona son bir kez daha baktım, uzun uzun. Ve kapıyı kapatıp apartmandan dışarı çıktığımda ben de o kalabalığa karışmıştım. Bi süre sonra gözden kayboldum.