May 16
İyilik, senden?
Aslında bu sayfada, artık her yerde olduğunun aksine, pek fazla video yayınlama tarftarı değilim ama olmaz; bu videoyu da koymadan olmaz, içimde patlar. Aynen öyle!
Birazdan, ilk dinlediğimde "eh işte" dediğim ama sonrasında şarkılarını tekrar tekrar dinleyip de bıkmayıp hayranlık derecesinde takip ettiğim My Brightest Diamond(Shara Worden)’dan Be My Husband‘ı izleyeceksin..
Not:Youtube yasağı engeline takılma ihtimaline karşı uzun aramalar sonucu başka bir video sitesinden de buldum bu videoyu. Youtube kadar hızlı değil fakat fena da değil. Youtube linkini de aşağı iliştirdim. Çay falan?

Let me know when you’re reaaaady!
Bu, yukarıdaki şarkının youtube linki.
Ayrıca yine Shara Worden‘dan Inside a Boy. ve To Pluto’s Moon ve Gone Away. Bunlar canlı kayıtlar olduğu için ses kalitesi pek iyi değil. Orjinal albüm kayıtlarını dinlemeni öneririm. Yaparım!
Ve… Kapanış: Something of an End

May 13
Son zamanlarda yaptığım yolculuklarda verdiğim ani kararların etkili olması sebebiyle bilet bulmakta zorluk çekip, şehirlerarası otobüslerin ya en ön ya da en arka koltuklarında seyahat ettim. Kimi zaman şöförün tepesinde saatlerce yolu seyrettim, kimi zamansa kuş uçmaz muavin geçmez numaralı koltuklarda zamanı geçirmenin yollarını aradım.
54 horlamayan insanla birlikte sürdürülen bir otobüs yolculuğunda ve gecenin sabaha ulaşma gayretinde olduğu vakitlerde otobüsteki dört ufaklıktan birinin, yaşının ufaklığına rağmen yaşanmışlıklara dikkat çekercesine dile getirdiği isyankar haykırışları ve yürekleri sızlatan çığlıklarıyla uyandırdığı insanların sersem sersem sağa sola bakışmalarını seyrettim. Susması için sürekli su verilen bu ufaklığın ancak midesinin hacmi kadar susabildiğini farkettim.
Sıcaklığın insan sağlığını tehdit eder duruma geldiğinde, başımızın üstündeki çiftli soğutucudan bana ait olanını uyuyorum sandığı bir vakitte kendine doğru çevirmeye kalkışan yanımdaki adamla göz göze geldiğimde, elini yavaşça eski yerine koyarken bencilliğini mahcubuyetiyle gizlmeye çalışmasına tanık oldum.
Yolculuk sırasında uyuyamayan, uyusa bile uykusu 15 dakikayı geçmeyen biri olarak yapılacak en iyi şeyin müzik dinlemek ve bir şeyler okumak olduğunun farkındalığıyla yanıma aldığım kitaptan bir süre sonra sıkılmamla birlikte otobüs firmasına ait bir dergiyle iki saati geçkin bir süre boyunca sevişmenin hüznünü yaşayıp, mola verilecek yere bir an evvel ulaşmayı diledim.
KPSS’yi kazanma teleşıyla koltuğuna oturur oturmaz eline test kitabı alan bir kızın, henüz tanıştığı yanındaki yaşlı teyzeyle yaptığı sohbetin saatlerle ifade edilebilir boyuta gelmesi sebebiyle “kuşak çatışması”nın geçerli olmadığı nadir yerlerden birinin de sıkıcı otobüs ortamı olduğuna karar verdim.
Her defasında olduğu gibi, otobüsle yolculuk etmenin çok boktan bir olay olduğunu düşünürken şunu söyledim: “bir sonraki yolculuğu trenle yapıyorum”.
Sanki o çok boktan olmayacakmış gibi gelmişti bir an…

Nis 15
Ben ilkokula giderken okul ile evimin arası pek bi uzaktı. Herşeyin “kocaman” olduğu o yıllarda küçük ayakların attığı adımlarla eve giden yolda katedilen mesafe, sarfedilmiş onca efora rağmen pek fazla bir şey ifade etmiyordu. Yürüdükçe bitmeyen bir yol… O yolda hep çişim gelirdi benim. Hani hiç olmadık zamanlarda bulur ve çaresiz bırakır ya insanı, öyleydi işte; tam da yolun ortasındayken telaşlandırırdı. Ufukta evin görülmesiyle birlikte, şu yukardaki tavuk misali koşmaya başlanır ve “finish”i gören maraton koşucusu hissi veren birşeyler olurdu: "Koşmalıyım!" Zaten iki tane yarışmacı vardı: Çiş ve ben.
Oturup kafa yorduğumuzu, ciddi ciddi düşümdüğümüzü hatırlıyorum… Anlaşılan bu durum biz ufaklıkların en büyük sorunuydu o dönem.
Bir okul çıkışı muhabettini yaparken arkamızdan Hint fakiri görünümlü mistik bir çocuk yaklaşmış ve rüyalarınızda gördüğünüz o garip aksakallı dedenin verdiği “hayatın anlamı” temalı ipucunu verircesine seslenip “Abidi magibu, abidi magibu deyin, bunu sık sık tekrarlayın, çişiniz geçer” demişti.
Saçmaydı, hâla da saçma. Ama bu sihirli sözcük hemen işe yaramıştı. Artık bitmek bilmeyen yollar bir parça da olsa, o anlamsız kelimeler silsilesiyle çile olmaktan çıkmış, tekrar ettikçe çiş düşmanı gardını indirmek zorunda kalmıştı. O çocuğu ise bir daha görmedim.(O.çocuğu) Görevini tamamlamış ve gezegenine doğru çoktan yol almıştı, o çocuğu.
Hadi hep beraber: "abidi magibu, abidi magibu".

Nis 09
Gıcırdayan bir yatağım var benim. En ufak bir kıpırdamayla dahi çıkardığı doğa üstü sesle ona yük olduğumu her defasında bana hatırlatmayı eksik etmeyen türden. Ne için üretilmiş olduğu hakkında en ufak bir bilgisi dahi yok. “Uyutmam arkadaş!” diyor sadece. Sözüne sadık, uyutmuyor. Bense “peki” diyorum, uyumuyorum…
Ve bir de bilgisayarım var dizüstü denilen. Onu alalı neredeyse bir yıl olmuştu ki… Yaklaşık üç ay önce sol, üç gün önce ise sağ ekran menteşesi kırıldı. Ekranın dik durabilmesi için arkasına bir şeyler koymam gerekiyordu, ben de kitaplarımla destek verdim. Önceden dizüstü bilgisayardı, şimdiyse masaüstü, hatta kitapönü bilgisayarı oldu. Her açtığımda, üreticisinin sloganıyla karşılıyor beni: "LG – Life is Good". Ama sen değilsin?


Mar 29
Hani derler ya "boş zamanlarımda bıdı bıdı yaparım" diye. Bu boş zamana ayrılmışlar arasında genellikle kitap okumak, müzik dinlemek ve film izlemek çoğu insanın ilk tercihidir. Bunlar gerçekten de boş zamanı geçiştirmenin birer aracı mıdır yoksa o "boş zaman" bu gibi şeylerle dolduruldukça mı "değerlendirilmiş zaman" arasına girer? Kitap okunarak geçirilen bir zamandan hala "boş zaman" olarak bahsetmek münkün müdür?
Bunu düşünmeme sebep olan şey, yaşadığım minik şehrin nadir kitapçılarından birinin önünde, kitabın önemine dikkat çekmek amacıyla yazılmış şu yazıydı: "Boş zamanlarınızda kitap okumayın!"
Kitap için söylemem pek mümkün değil ama film ve müzik, bu hayatta bana ayrılan sürenin, dolu mu yoksa boş mu olduğuna henüz karar veremediğim bölümlerinde önemli bir yer kapsar. Özellikle bu ikisinin birlikteliğinden türemiş bir şeylere rastlamışsam, iştahım kabarır. "Ne tür bir film, müzikleri güzel olan başka bir filmden daha güzel olabilir ki"dir.
Ne yazık ki hem müziği hem de konusu itibariyle güzel olan pek çok film yok etrafımızda. Zaman zaman rastlayıp, sindire sindire izlediğim filmlerden bir parça bıkıp da yenilerini bulmaya çalıştığım zamanlarda böyle filmlere pek rastlayamıyorum ben.
Belki sen de sevebilirsin diye yazıyorum; şu ana kadar izleyip de aklımda kalan şunlar oldu: …devam »
