Haz 14

İyilik, senden?

Aslına bakarsan(Ki sen bakmazsın. Pardon bakar mısın?), önüne çıkan her şeyi toplumun sana uygun bulduğu ölçütlerle yargılıyorsun(Üzülme! Ben de bunu söylemeyi toplumdan öğrendim). Yargılayıp da sonuca vardığın şeyler hakkında verdiğin kararlar ya da onlarla ilgili yaptığın bütün değerlendirmeler bütüyünle toplumunkiyle örtüşüyor. Ama az da olsa her hangi bir değişiklik varsa, bunların bir kısmı “farklı” olduğunu düşünmeni sağlayan ufak tefek şeyler. O kadar küçük şeyler ki bunlar… Klozette görsen sifonu çekmeye bile yeltenmezsin.

Kalabalık bir sokakta ağaca işeyen birini gördüğünde verdiğin tepki muhtemelen Osman’ınkiyle aynı. Osman’ın yolda yürürken zıplamaması sana normal geliyorsa, emin ol tam aksi çok aptalca gelirdi, tıpkı sen zıpladığında Osman’a öyle geleceği gibi. Yani demem o ki, ismin Şule olsa bile, toplum içinde ancak Osman kadar Şule’sin(Maksat “toplumdan uzaklaş, kendini bulmesajı vermek değil. Direk öl).

idam

Yargılarına istediğin gibi hakim olamıyorsun ayrıca. Onlarınkine uymadığın zamanlarda yargıların için bazen “önyargılı” diyorlar, bazense “vurdum duymaz”. Bunlar –yine onlarca- istenmeyen şeyler olduğu için istenmeyen şeyleri yapan istenmeyen kişi” olmamayı tercih ediyorsun ki, bu sebeple çoğu zaman istenmeyen kişi olmaktan yırtıyorsun. Seni belki de çok sert bir şekilde yargılayan kişiler “yargıların sana ait değil” diyenlermiş gibi görünbilir. Fakat bu da çok önemsiz bir şey; onlar da seni başkalarının yargılarıyla yargılıyor, şuan olduğu gibi.

Aslında bu döngü insanlığa bir armağan, Pollyanna falan.

Haz 13

İsmini vermek istemeyen bi tane Emel, bi süre önce yurt dışına çıkmış ve orada katıldığı bir konferansta çok ilginç şeylere rastlayınca onları foğtoğraflayıp bana göndermişti. Aşağıda o fotoğraflardan biri var, ilgönç. Diyodu ki…

"Japonlarda temizlik ve tuvalet bi takıntı boyutundaymış.  Bu takıntıları yüzünden çocuklar ilkokulda herkesin içinde öğrtmenden izin isteyip tuvalete bile gitmeye utanırlarmış. "Mış" diyorum ama gerçek. Bunun aslında sağlıklı olmanın şartı, herkesin yaptığı bir şey olduğunu aşılamak için  kitaplar yazmışlar çocuklara.  Ayrıca öğretmenler gün gün çocukların kaka günlüğünü tutuyomuş. "Bugün şu saatte gitti tuvalete, kıvamı şöyleydi" falan filan gibi.  Ekteki fotoları ekleyip ailelere veriyolarmış işte.  Ayrıca altın kaka figürü (Japonlarda mıııııı, başka biyerde miiii unuttum) iyi şans, güzel gelecek sembolüymüş!

Tüm bunnarı Almanyada katıldığım çocuk kitapları konferansında anlattı Japon bi araştırmacı, slaytlarla filan. Fotoları çektim ben de laptop ekranından.  Senin özel ilgi alanın diye düşünerek gönderiyim dedim :D "

Öyle işte. Naber? Severiz biz Emel‘i, ismini vermek istemeyen, hunharca, umarsız.. :)

May 22

sürtünmeBelediye otobüsündeyiz… Otobüse binerken herkes - yalnızca Ankara‘da kullanılan- EGO* kartını  makineye sokup çıkartmış ve bir koltuk bulup oturmuş, oturmayanlar ise ayakta ilerliyor. Ayaktakilerin sayısı, oturanlardan bir hayli fazla ve otobüsümüzde bir de "fordçu"muz var. Hani şu kalabalık yerlerde arkadan yanaşarak taciz eden türden. Fakat fordçumuz(içimizden biri, can) gizli değil, hepimiz onun kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Zaten o da kendini saklama ihtiyacı hissetmiyor. Bazılarımız o fordçuyu o kadar yakından tanıyor ki, selamlaşanlar ve hatta "işler nasıl?" diye soranlar dahi oluyor.

Durakları bir bir geçerken fordçumuz ayakta yolculuk eden üç kişiyi sırasıyla taciz etmeye başlıyor. Biz diğerleri olarak "ne durumdalar acaba?" diyerek zaman zaman kontrol ediyoruz, her şey yolundaysa kafamızı çevirip onları rahatsız etmemek üzere önümüze bakıyoruz. Ama otobüsteki yaşlı insanlar orada olan şeylerle hiçmi hiç ilgilenmiyorlar. Saygısızlık! Ve fordçu… Her şeyin zamanla olağanlaştığı sıradışı otobüsümüzde adının gereğini yerine getirmeye hızla devam ediyor.

Yolcu indirme maksadıyla durduğumuzda bir durakta Show TV haber muhabiri otobüsümüze biniyor. Bizse her şeyin olağan olduğu otobüsümüzde "haberlere konu olabilecek nitelikte ne olmuş olabilir acaba?" diye marak ediyoruz. …devam »

May 16

Aslında bu sayfada, artık her yerde olduğunun aksine, pek fazla video yayınlama tarftarı değilim ama olmaz; bu videoyu da koymadan olmaz, içimde patlar. Aynen öyle!

Birazdan, ilk dinlediğimde "eh işte" dediğim ama sonrasında şarkılarını tekrar tekrar dinleyip de bıkmayıp hayranlık derecesinde takip ettiğim My Brightest Diamond(Shara Worden)’dan Be My Husband‘ı izleyeceksin..

Not:Youtube yasağı engeline takılma ihtimaline karşı uzun aramalar sonucu başka bir video sitesinden de buldum bu videoyu. Youtube kadar hızlı değil fakat fena da değil. Youtube linkini de aşağı iliştirdim. Çay falan?

 
Let me know when you’re reaaaady! :)

 

Bu, yukarıdaki şarkının youtube linki.

Ayrıca yine Shara Worden‘dan Inside a Boy. ve To Pluto’s Moon ve Gone Away. Bunlar canlı kayıtlar olduğu için ses kalitesi pek iyi değil. Orjinal albüm kayıtlarını dinlemeni öneririm. Yaparım!

Ve… Kapanış: Something of an End

May 13

Son zamanlarda yaptığım yolculuklarda verdiğim ani kararların etkili olması sebebiyle bilet bulmakta zorluk çekip, şehirlerarası otobüslerin ya en ön ya da en arka koltuklarında seyahat ettim. Kimi zaman şöförün tepesinde saatlerce yolu seyrettim, kimi zamansa kuş uçmaz muavin geçmez numaralı koltuklarda zamanı geçirmenin yollarını aradım.

yolculuk, ucak, otobus54 horlamayan insanla birlikte sürdürülen bir otobüs yolculuğunda ve gecenin sabaha ulaşma gayretinde olduğu vakitlerde otobüsteki dört ufaklıktan birinin, yaşının ufaklığına rağmen yaşanmışlıklara dikkat çekercesine dile getirdiği isyankar haykırışları ve yürekleri sızlatan çığlıklarıyla uyandırdığı insanların sersem sersem sağa sola bakışmalarını seyrettim. Susması için sürekli su verilen bu ufaklığın ancak midesinin hacmi kadar susabildiğini farkettim.

Sıcaklığın insan sağlığını tehdit eder duruma geldiğinde, başımızın üstündeki çiftli soğutucudan bana ait olanını uyuyorum sandığı bir vakitte kendine doğru çevirmeye kalkışan yanımdaki adamla göz göze geldiğimde, elini yavaşça eski yerine koyarken bencilliğini mahcubuyetiyle gizlmeye çalışmasına tanık oldum.

Yolculuk sırasında uyuyamayan, uyusa bile uykusu 15 dakikayı geçmeyen biri olarak yapılacak en iyi şeyin müzik dinlemek ve bir şeyler okumak olduğunun farkındalığıyla yanıma aldığım kitaptan bir süre sonra sıkılmamla birlikte otobüs firmasına ait bir dergiyle iki saati geçkin bir süre boyunca sevişmenin hüznünü yaşayıp, mola verilecek yere bir an evvel ulaşmayı diledim.

KPSS’yi kazanma teleşıyla koltuğuna oturur oturmaz eline test kitabı alan bir kızın, henüz tanıştığı yanındaki yaşlı teyzeyle yaptığı sohbetin saatlerle ifade edilebilir boyuta gelmesi sebebiyle “kuşak çatışması”nın geçerli olmadığı nadir yerlerden birinin de sıkıcı otobüs ortamı olduğuna karar verdim.

Her defasında olduğu gibi, otobüsle yolculuk etmenin çok boktan bir olay olduğunu düşünürken şunu söyledim: “bir sonraki yolculuğu trenle yapıyorum”.

Sanki o çok boktan olmayacakmış gibi gelmişti bir an…