İyilik, senden?

Sevmekle “sevmeyi sevmek” arasında oldukça fark var. Sevmeyi sevmenin sebebi, birinin onu sevdiğini bilmesiyle o kişinin de seni sevmesi yoluyla, "sevilme"yi elde edebilmektir(gözlem). Çıkar sevmesi yani. Çoğumuz, seni sevmeyi seviyoruz çünkü, bunun senin de bizi sevmeni sağlayacağını biliyoruz(muhtemel). Evet, sevilmek hoşumuza gidiyor.Senin tarafından sevilirken, salyalarımızı halıya akıtmama konusunda problemler yaşasak da… daha fazlasını istiyoruz. Vir onu bize! Vir!
Bir kedi var evde. Onu ilginçleştirme çabasında değilim ama… Kedi olduğundan şüphelendiğim zamanlar da yok değil. Elinden geldiğince, dişini tırnağına takarak “karın tokluğuna” kedilik yapıyor. Emekçi kedi. Genç yaşı sebebiyle de bir hayli isyankar. Ama asla nankör değil. Yemek/Kedilik eğrisini savunan bir iktisadi ekolün takipçisi. Ona yemek vermeyi reddettiğimde “özlük haklarını geri isteyen” protestolarından onu alıkoyabilecek herhangi bir hukiki ya da hukuki dışı otorite bulunmadığına inanıyor ve bizleri de buna inandırıyor. Onu kedi yapan ve insanlardan ayıran en önemli özellikleden biri ise “sevmeyi sevmiyor” olması. O sadece “sevdiğini” seviyor. Ondan öğreneceğimiz çok şey var. Yaptığmız mokun üstünü örtmek gibi.
İlaveten:
Ankara’ya geldikçe, çok sık olmasa da tiyatroya gidiyorum. Devlet Tiyatroları’ndaki oyunlar, genelde verdiği mesajlar ya da tür bakımından birbirlerinin aynısı olsa da zaman zaman güzel oyunlar da sahneleniyor.
Eğer Ankara’daysan şu aralar gösterimde olan “Geç Kalanlar” adlı oyunu izleme fırsatını kaçırma. Şinasi Sahnesi’nde oynanıyor. Oyunculuk ve –biraz tanıdık olmasına rağmen- senaryo harika. İzlemelisin. Ayrıca New York, I Love You adında bir film de izledim. Ülkede vizyona girmeyecek galiba. Bulursan onu da izle. Öyle.



Belediye otobüsündeyiz… Otobüse binerken herkes - yalnızca Ankara‘da kullanılan- EGO* kartını makineye sokup çıkartmış ve bir koltuk bulup oturmuş, oturmayanlar ise ayakta ilerliyor. Ayaktakilerin sayısı, oturanlardan bir hayli fazla ve otobüsümüzde bir de "fordçu"muz var. Hani şu kalabalık yerlerde arkadan yanaşarak taciz eden türden. Fakat fordçumuz(içimizden biri, can) gizli değil, hepimiz onun kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Zaten o da kendini saklama ihtiyacı hissetmiyor. Bazılarımız o fordçuyu o kadar yakından tanıyor ki, selamlaşanlar ve hatta "işler nasıl?" diye soranlar dahi oluyor.