İyilik, senden?
Belediye otobüsündeyiz… Otobüse binerken herkes - yalnızca Ankara‘da kullanılan- EGO* kartını makineye sokup çıkartmış ve bir koltuk bulup oturmuş, oturmayanlar ise ayakta ilerliyor. Ayaktakilerin sayısı, oturanlardan bir hayli fazla ve otobüsümüzde bir de "fordçu"muz var. Hani şu kalabalık yerlerde arkadan yanaşarak taciz eden türden. Fakat fordçumuz(içimizden biri, can) gizli değil, hepimiz onun kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Zaten o da kendini saklama ihtiyacı hissetmiyor. Bazılarımız o fordçuyu o kadar yakından tanıyor ki, selamlaşanlar ve hatta "işler nasıl?" diye soranlar dahi oluyor.
Durakları bir bir geçerken fordçumuz ayakta yolculuk eden üç kişiyi sırasıyla taciz etmeye başlıyor. Biz diğerleri olarak "ne durumdalar acaba?" diyerek zaman zaman kontrol ediyoruz, her şey yolundaysa kafamızı çevirip onları rahatsız etmemek üzere önümüze bakıyoruz. Ama otobüsteki yaşlı insanlar orada olan şeylerle hiçmi hiç ilgilenmiyorlar. Saygısızlık! Ve fordçu… Her şeyin zamanla olağanlaştığı sıradışı otobüsümüzde adının gereğini yerine getirmeye hızla devam ediyor.
Yolcu indirme maksadıyla durduğumuzda bir durakta Show TV haber muhabiri otobüsümüze biniyor. Bizse her şeyin olağan olduğu otobüsümüzde "haberlere konu olabilecek nitelikte ne olmuş olabilir acaba?" diye marak ediyoruz. …devam »



Son günlerde küresel ısınma büyük problem oldu. Bense bunu o kadar dert etmiyorum. Aslında suyu sebepsiz akıtmamaya çalışmam, gereksiz yere ışıkları açık bırakmamam falan filan umursuyormuşum izlenimi yaratabilir ama bu tehlike az çok işime geliyor. Neden mi? Çünkü yaşamaya pek meraklı biri değilim.