Haz 13

İyilik, senden?

İsmini vermek istemeyen bi tane Emel, bi süre önce yurt dışına çıkmış ve orada katıldığı bir konferansta çok ilginç şeylere rastlayınca onları foğtoğraflayıp bana göndermişti. Aşağıda o fotoğraflardan biri var, ilgönç. Diyodu ki…

"Japonlarda temizlik ve tuvalet bi takıntı boyutundaymış.  Bu takıntıları yüzünden çocuklar ilkokulda herkesin içinde öğrtmenden izin isteyip tuvalete bile gitmeye utanırlarmış. "Mış" diyorum ama gerçek. Bunun aslında sağlıklı olmanın şartı, herkesin yaptığı bir şey olduğunu aşılamak için  kitaplar yazmışlar çocuklara.  Ayrıca öğretmenler gün gün çocukların kaka günlüğünü tutuyomuş. "Bugün şu saatte gitti tuvalete, kıvamı şöyleydi" falan filan gibi.  Ekteki fotoları ekleyip ailelere veriyolarmış işte.  Ayrıca altın kaka figürü (Japonlarda mıııııı, başka biyerde miiii unuttum) iyi şans, güzel gelecek sembolüymüş!

Tüm bunnarı Almanyada katıldığım çocuk kitapları konferansında anlattı Japon bi araştırmacı, slaytlarla filan. Fotoları çektim ben de laptop ekranından.  Senin özel ilgi alanın diye düşünerek gönderiyim dedim :D "

Öyle işte. Naber? Severiz biz Emel‘i, ismini vermek istemeyen, hunharca, umarsız.. :)

Nis 15

tavuk çişBen ilkokula giderken okul ile evimin arası pek bi uzaktı. Herşeyin “kocaman” olduğu o yıllarda küçük ayakların attığı adımlarla eve giden yolda katedilen mesafe, sarfedilmiş onca efora rağmen pek fazla bir şey ifade etmiyordu. Yürüdükçe bitmeyen bir yol… O yolda hep çişim gelirdi benim. Hani hiç olmadık zamanlarda bulur ve çaresiz bırakır ya insanı, öyleydi işte; tam da yolun ortasındayken telaşlandırırdı. Ufukta evin görülmesiyle birlikte, şu yukardaki tavuk misali koşmaya başlanır ve “finish”i gören maraton koşucusu hissi veren birşeyler olurdu: "Koşmalıyım!" Zaten iki tane yarışmacı vardı: Çiş ve ben.

Oturup kafa yorduğumuzu, ciddi ciddi düşümdüğümüzü hatırlıyorum… Anlaşılan bu durum biz ufaklıkların en büyük sorunuydu o dönem.

Bir okul çıkışı muhabettini yaparken arkamızdan Hint fakiri görünümlü mistik bir çocuk yaklaşmış ve rüyalarınızda gördüğünüz o garip aksakallı dedenin verdiği “hayatın anlamı” temalı ipucunu verircesine seslenip “Abidi magibu, abidi magibu deyin, bunu sık sık tekrarlayın, çişiniz geçer” demişti.

Saçmaydı, hâla da saçma. Ama bu sihirli sözcük hemen işe yaramıştı. Artık bitmek bilmeyen yollar bir parça da olsa, o anlamsız kelimeler silsilesiyle çile olmaktan çıkmış, tekrar ettikçe çiş düşmanı gardını indirmek zorunda kalmıştı. O çocuğu ise bir daha görmedim.(O.çocuğu) Görevini tamamlamış ve gezegenine doğru çoktan yol almıştı, o çocuğu.

Hadi hep beraber: "abidi magibu, abidi magibu".