Haz 13

İyilik, senden?

İsmini vermek istemeyen bi tane Emel, bi süre önce yurt dışına çıkmış ve orada katıldığı bir konferansta çok ilginç şeylere rastlayınca onları foğtoğraflayıp bana göndermişti. Aşağıda o fotoğraflardan biri var, ilgönç. Diyodu ki…

"Japonlarda temizlik ve tuvalet bi takıntı boyutundaymış.  Bu takıntıları yüzünden çocuklar ilkokulda herkesin içinde öğrtmenden izin isteyip tuvalete bile gitmeye utanırlarmış. "Mış" diyorum ama gerçek. Bunun aslında sağlıklı olmanın şartı, herkesin yaptığı bir şey olduğunu aşılamak için  kitaplar yazmışlar çocuklara.  Ayrıca öğretmenler gün gün çocukların kaka günlüğünü tutuyomuş. "Bugün şu saatte gitti tuvalete, kıvamı şöyleydi" falan filan gibi.  Ekteki fotoları ekleyip ailelere veriyolarmış işte.  Ayrıca altın kaka figürü (Japonlarda mıııııı, başka biyerde miiii unuttum) iyi şans, güzel gelecek sembolüymüş!

Tüm bunnarı Almanyada katıldığım çocuk kitapları konferansında anlattı Japon bi araştırmacı, slaytlarla filan. Fotoları çektim ben de laptop ekranından.  Senin özel ilgi alanın diye düşünerek gönderiyim dedim :D "

Öyle işte. Naber? Severiz biz Emel‘i, ismini vermek istemeyen, hunharca, umarsız.. :)

Mar 29

Hani derler ya "boş zamanlarımda bıdı bıdı yaparım" diye. Bu boş zamana ayrılmışlar arasında genellikle kitap okumak, müzik dinlemek ve film izlemek çoğu insanın ilk tercihidir. Bunlar gerçekten de boş zamanı geçiştirmenin birer aracı mıdır yoksa o "boş zaman" bu gibi şeylerle dolduruldukça mı "değerlendirilmiş zaman" arasına girer? Kitap okunarak geçirilen bir zamandan hala "boş zaman" olarak bahsetmek münkün müdür?

müzik, film, plakBunu düşünmeme sebep olan şey, yaşadığım minik şehrin nadir kitapçılarından birinin önünde, kitabın önemine dikkat çekmek amacıyla yazılmış şu yazıydı: "Boş zamanlarınızda kitap okumayın!"

Kitap için söylemem pek mümkün değil ama film ve müzik, bu hayatta bana ayrılan sürenin, dolu mu yoksa boş mu olduğuna henüz karar veremediğim bölümlerinde önemli bir yer kapsar. Özellikle bu ikisinin birlikteliğinden türemiş bir şeylere rastlamışsam, iştahım kabarır. "Ne tür bir film, müzikleri güzel olan başka bir filmden daha güzel olabilir ki"dir.

Ne yazık ki hem müziği hem de konusu itibariyle güzel olan pek çok film yok etrafımızda. Zaman zaman rastlayıp, sindire sindire izlediğim filmlerden bir parça bıkıp da yenilerini bulmaya çalıştığım zamanlarda böyle filmlere pek rastlayamıyorum ben.

Belki sen de sevebilirsin diye yazıyorum; şu ana kadar izleyip de aklımda kalan şunlar oldu: …devam »

Şub 12

suicideNeden biri kendi bacağını testereyle keserken, onu izlediğinde senin de bacağın kesiliyormuşcasına şekilden şekle girersin (Saw’da böyle bir sahne vardır mesela)? Neden biri ağladığında, bazen senin de duygulanmana sebep olur ve sen de onunla birlikte ağlarsın? Ya da… Uçurumun kenarındayken ufak bir kıpırdamayla düşmesi muhtemel olan birini gördüğünde, neden senin de “dizlerinin bağı çözülür”? Hiç düşündün mü?

Cevap: Çünkü sen de “ayna nöronlar”a sahipsin.

Bugünlerde okumuş olduğum Adam Fawer’ın Empati adlı kitabında senin de muhtemelen sahip olduğun “beyne” dair ilginç bilgilere rastladım. Adam Fewer’ı duymuşsundur belki. Daha önce de Olasılıksız adında bir kitap yazmıştı. Bahsedeceğim bu şeyleri “kendim mi anlatayım, yoksa kitaptan olduğu gibi mi aktarayım” kararsızlığını yaşarken, benim anlattığımdan bi bok anlamayacağını düşündüğüm için kitaptan yazmaya karar verdim.  Ama sonra da, “Ohhoo, kitaptan olduğu gibi aktaracaksam, o zaman bundan sonra gelsin bu bloğu da Adam Fewer yazsın” dedim. Ve son olarak hem kendim yazmaya, hem de kitaptan alıntılamaya karar verdim.

Not: Bu yazı için “spoiler” denen olay söz konusudur. Fakat aşağıda bahsedeceklerim hikayenin heycanından pek fazla şey götürmeyeceği içindir ki…  oku,yaratan rabbinin adıynan, oku! Şühesiz ki bu “spoiler” bizler tarafından sakıncasız olarak indirildi(Nediyo le bu? Di mi?). …devam »