Nis 08

İyilik, senden?

Toplu taşıma araçlarındayken kulağımda takılı olan kulaklık sebebiyle nefes alış-verişlerimde bir ritimsizlik, bir pöfürdeme, bir pınıffsama yaşanacak tedirginliğini yıllardır üzerimden atamaman sebebiyle benim hiç keyifle müzik dinleme fırsatım olmadı. Bazıları vardır ya… kulaklığı kulağına takar takmaz nefes alıp veririşinde bir öküzümseme görülür. Ses arttıkça da daha bi gürülder bu birey. Bre hey! İşte onun yanında rahatım ben.

Peki bende mi böyleyim? İşte ben onu hiç bilemedim. Kimse beni bu konuda ikna edemedi. Aklıma gelir gelmez söylene söylene çıkartırım kulaklığı: “Ulen…”.

Çok sinir olurum ben buna. Sinirlendiğim zamanlarda da “Hulk” olduğumu yalnızca karşımda bir ayna varsa anlayabiliyorum. Ama bu ayna mümkünse bir insan olmamalı. Bana bişeyler yansıtmamalı. Bu tür aynalar kontrolümden çıkan kelimeler karşısında kırılmaya oldukça müsait cinsten. Böyle zamanlarımda derler ki… “Müsait bir yerde yüreğine inecek var.

Mesela benim için belki de hiç bir zaman “o karıncayı bile incitemez” de denmedi. Çünkü ben karıncanın ağzına bile mıçmıştım(afedersin! Buna ihtiyaç duymuyorum ama bi ara afedersin). Şu aralar bile evdeki kedinin  sinekleri yakalayıp yemesi konusunda ona yardım ve yataklıktan dolayı sırıtabiliyorum. Ama ülkenin batısındaki sinekler de pek bi mıymıntı. Çot! Yerde. Resmen suça teşvik. Oysa ben İç Anadolunun bağrından kopmuş gelmiş, zeki, çevik ve aynı zamanda arsız sineğini severim. Voız! Ne kadar içten. Yatağına sığmayan bir dere gibi: ayağını yorganına göre uzatmamış.

Böyle zaman zaman tartışma esnasında çok hararetlendiğimi görenler de beni kendi taraflarında yer almam için ikna etme girişiminde bulunabiliyor. Geçenlerde bana “ekmek, kadayıf ve özgürlük için… Haydi barikata, haydi barikata…” dendi mesela. Böyle bi şarkı var, belki dinlemişsindir. Bandista diye bir grup söylüyor. İşte benim, birinin beni direnişe çağırırken kullandığı şarkından anladığım tam olarak buydu. “Birileri beni unlu mamüllere ulaşammıyomuşum izlenimi yaratarak kendi tarafına çekmeye çalışıyor olabilir” diye düşünürken bu işin arkasında Tatlıcılar Pastacılar ve Şekerciler Odası‘nın olduğunu farketmem pek uzun sürmedi.

Bağlamaya çalıştığım nokta şu: Bi yerlerden şöyle bir şey okumuştum: “Sosyalist olan ülke ya da ülkeler, isimlerine koca koca "sosyalist" ibaresi ekleyebiliyorken(Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği gibi)… neden kapitalist ülkeler bunu yapamıyor? Adında, sahip olduğu kapitalist ideolojiyi vurgulayan bir ülke var mı?

Galiba yok. Demek ki kapitalizmin herhangi bir vurguya ihtiyacı da yok. Daha çok vurguna ihtiyacı olsa gerek, kriz gibin. Bilmem ne iktisadi ekolünden bilmem pırt iktisatçısının söylemiş olduğu gibi: “Kapitalizm krizle beslenir”. İşte Tatlıcılar Pastacılar ve Şekerciler Odası’nın da beni tarafına çekme girişiminin altında bu yatıyor: “Krizle beslenme, onlar sağlıksız. Ekmek yi, kadayıf yi!
 

May 22

sürtünmeBelediye otobüsündeyiz… Otobüse binerken herkes - yalnızca Ankara‘da kullanılan- EGO* kartını  makineye sokup çıkartmış ve bir koltuk bulup oturmuş, oturmayanlar ise ayakta ilerliyor. Ayaktakilerin sayısı, oturanlardan bir hayli fazla ve otobüsümüzde bir de "fordçu"muz var. Hani şu kalabalık yerlerde arkadan yanaşarak taciz eden türden. Fakat fordçumuz(içimizden biri, can) gizli değil, hepimiz onun kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Zaten o da kendini saklama ihtiyacı hissetmiyor. Bazılarımız o fordçuyu o kadar yakından tanıyor ki, selamlaşanlar ve hatta "işler nasıl?" diye soranlar dahi oluyor.

Durakları bir bir geçerken fordçumuz ayakta yolculuk eden üç kişiyi sırasıyla taciz etmeye başlıyor. Biz diğerleri olarak "ne durumdalar acaba?" diyerek zaman zaman kontrol ediyoruz, her şey yolundaysa kafamızı çevirip onları rahatsız etmemek üzere önümüze bakıyoruz. Ama otobüsteki yaşlı insanlar orada olan şeylerle hiçmi hiç ilgilenmiyorlar. Saygısızlık! Ve fordçu… Her şeyin zamanla olağanlaştığı sıradışı otobüsümüzde adının gereğini yerine getirmeye hızla devam ediyor.

Yolcu indirme maksadıyla durduğumuzda bir durakta Show TV haber muhabiri otobüsümüze biniyor. Bizse her şeyin olağan olduğu otobüsümüzde "haberlere konu olabilecek nitelikte ne olmuş olabilir acaba?" diye marak ediyoruz. …devam »

May 13

Son zamanlarda yaptığım yolculuklarda verdiğim ani kararların etkili olması sebebiyle bilet bulmakta zorluk çekip, şehirlerarası otobüslerin ya en ön ya da en arka koltuklarında seyahat ettim. Kimi zaman şöförün tepesinde saatlerce yolu seyrettim, kimi zamansa kuş uçmaz muavin geçmez numaralı koltuklarda zamanı geçirmenin yollarını aradım.

yolculuk, ucak, otobus54 horlamayan insanla birlikte sürdürülen bir otobüs yolculuğunda ve gecenin sabaha ulaşma gayretinde olduğu vakitlerde otobüsteki dört ufaklıktan birinin, yaşının ufaklığına rağmen yaşanmışlıklara dikkat çekercesine dile getirdiği isyankar haykırışları ve yürekleri sızlatan çığlıklarıyla uyandırdığı insanların sersem sersem sağa sola bakışmalarını seyrettim. Susması için sürekli su verilen bu ufaklığın ancak midesinin hacmi kadar susabildiğini farkettim.

Sıcaklığın insan sağlığını tehdit eder duruma geldiğinde, başımızın üstündeki çiftli soğutucudan bana ait olanını uyuyorum sandığı bir vakitte kendine doğru çevirmeye kalkışan yanımdaki adamla göz göze geldiğimde, elini yavaşça eski yerine koyarken bencilliğini mahcubuyetiyle gizlmeye çalışmasına tanık oldum.

Yolculuk sırasında uyuyamayan, uyusa bile uykusu 15 dakikayı geçmeyen biri olarak yapılacak en iyi şeyin müzik dinlemek ve bir şeyler okumak olduğunun farkındalığıyla yanıma aldığım kitaptan bir süre sonra sıkılmamla birlikte otobüs firmasına ait bir dergiyle iki saati geçkin bir süre boyunca sevişmenin hüznünü yaşayıp, mola verilecek yere bir an evvel ulaşmayı diledim.

KPSS’yi kazanma teleşıyla koltuğuna oturur oturmaz eline test kitabı alan bir kızın, henüz tanıştığı yanındaki yaşlı teyzeyle yaptığı sohbetin saatlerle ifade edilebilir boyuta gelmesi sebebiyle “kuşak çatışması”nın geçerli olmadığı nadir yerlerden birinin de sıkıcı otobüs ortamı olduğuna karar verdim.

Her defasında olduğu gibi, otobüsle yolculuk etmenin çok boktan bir olay olduğunu düşünürken şunu söyledim: “bir sonraki yolculuğu trenle yapıyorum”.

Sanki o çok boktan olmayacakmış gibi gelmişti bir an…