Haz 14
İyilik, senden?
Aslına bakarsan(Ki sen bakmazsın. Pardon bakar mısın?), önüne çıkan her şeyi toplumun sana uygun bulduğu ölçütlerle yargılıyorsun(Üzülme! Ben de bunu söylemeyi toplumdan öğrendim). Yargılayıp da sonuca vardığın şeyler hakkında verdiğin kararlar ya da onlarla ilgili yaptığın bütün değerlendirmeler bütüyünle toplumunkiyle örtüşüyor. Ama az da olsa her hangi bir değişiklik varsa, bunların bir kısmı “farklı” olduğunu düşünmeni sağlayan ufak tefek şeyler. O kadar küçük şeyler ki bunlar… Klozette görsen sifonu çekmeye bile yeltenmezsin.
Kalabalık bir sokakta ağaca işeyen birini gördüğünde verdiğin tepki muhtemelen Osman’ınkiyle aynı. Osman’ın yolda yürürken zıplamaması sana normal geliyorsa, emin ol tam aksi çok aptalca gelirdi, tıpkı sen zıpladığında Osman’a öyle geleceği gibi. Yani demem o ki, ismin Şule olsa bile, toplum içinde ancak Osman kadar Şule’sin(Maksat “toplumdan uzaklaş, kendini bul” mesajı vermek değil. Direk öl).

Yargılarına istediğin gibi hakim olamıyorsun ayrıca. Onlarınkine uymadığın zamanlarda yargıların için bazen “önyargılı” diyorlar, bazense “vurdum duymaz”. Bunlar –yine onlarca- istenmeyen şeyler olduğu için “istenmeyen şeyleri yapan istenmeyen kişi” olmamayı tercih ediyorsun ki, bu sebeple çoğu zaman istenmeyen kişi olmaktan yırtıyorsun. Seni belki de çok sert bir şekilde yargılayan kişiler “yargıların sana ait değil” diyenlermiş gibi görünbilir. Fakat bu da çok önemsiz bir şey; onlar da seni başkalarının yargılarıyla yargılıyor, şuan olduğu gibi.
Aslında bu döngü insanlığa bir armağan, Pollyanna falan.

Eyl 18
Bir süredir yalnız yaşıyorum. Bazen toplumun yaydığı "
kişilik şekillendiren" dalgaların duvarlarınızdan içeri girememesi ve dört duvar arasında olsada özgürlüğü doyasıya yaşamak, maskesiz, gerçek "
sen"le başbaşa kalmak o kadar güzel ki…

Ne bir yalan, ne bir samimiyetsizlik, ne yanlış anlaşılma korkusu, olmaya çalıştığın kişiden arınmış ve olduğun kişiyle başbaşa. Gerçeklerle yaşamak!..
…
Bakma aslında yalnızlığı bu kadar övdüğüme. Kimsenin uzun süre yapabileceği, dayanabileceği bir şey değil bu. Bu kadar gerçekçiliği her bünye kolay kolay kaldıramaz. İnsanlar gerçeklerle yaşamayı becerebilseydi
masallara, hayallere, dine, cennet-cehenneme, mucizelere ihtiyaç duymazdı. Gerçekliğe de bir sınır getirdi insan.
…
Asıl gerçek ne biliyo musun? İnsanın birlikte yaşamaya, sosyalleşmeye ve toplum içinde derece edinmeye ihtiyaç duyduğu ve elde ettiği başarılarla tatmin olmaya çalıştığıdır. Dolayısıyla bu geçici yalnızlık bana da yaramadı. Bir süre sonra kendimi google’da "
yalnızlık" kelimesini ararken buldum, avuntuya ihtiyacım vardı. Altta okuyacağın yazı bana bir süre daha yalnız yaşamam için gereken gazı verdi.
bavulları hep toplu durmalı insanın…
bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı…
tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli…
ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı…
yalnızlığa alışmalı…
çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti.
dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık…
bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır…
işte o yüzden alışmalı yalnızlığa…
sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan…
güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı…
hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli…
sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı…
romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına…
“yalnızlık paylaşılmaz/paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne…
telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli,
“belkide hiç olmayacak…” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı…
oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
haklılığın onuru yaşatır insanı…
susmanın utancı öldürür…
o yüzden en sessiz gecelerde “doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan.
feryada komşuların yetişmemesine,
soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı…
kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı…
gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı…
hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli…
sessizliği, sese dönüştürebilmeli…
ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan…
yollarla barışmalı…
yalnızlığa alışmalı…
(galiba can dundar‘a aittir)’demiş ekşisözlük yazarı.
